Chp Enerji Komisyonu Baskanı Necdet Pamir Petrol ve Shale Oil ile İlgili Konuştu

Tuğçe Alkan: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Necdet Pamir: Konuyla ilgili olmak kaydıyla ODTÜ Petrol Mühendisliği Bölümünü 1980 yılında bitirdim. Ondan sonra hemen milli kuruluş olan Türkiye Petrollerine girdim. Orada çeşitli gruplarda ama özellikle üretim grubunda uzun yıllar çalıştım. Daha sonra planlama grubu, petrol taşıma...

1358 0

Tuğçe Alkan: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Necdet Pamir: Konuyla ilgili olmak kaydıyla ODTÜ Petrol Mühendisliği Bölümünü 1980 yılında bitirdim. Ondan sonra hemen milli kuruluş olan Türkiye Petrollerine girdim. Orada çeşitli gruplarda ama özellikle üretim grubunda uzun yıllar çalıştım. Daha sonra planlama grubu, petrol taşıma ve pazarlama grubu, başkanlığı, genel müdürlüğü muavinliği gibi görevlerde bulundum. 26 seneyi orada tamamladıktan sonra emekli oldum. Ama o süreçte buna neredeyse paralel olarak Petrol Mühendisleri Odasında yönetim kurulunda görev aldım. Yine aynı süre içinde Türk Mimar Mühendisi Birliği Genel Kurulum Yönetimi de yaptım 15 yıl kadar. Petrol Mühendisleri Odasına da 6 yıl başkanlık ettim. Hala Petrol Mühendisleri Odasının enerji politikaları çalışma grubu başkanlığı görevini yürütüyorum. Yani bunu şunun için söylüyorum, mesleki hayatımı meslek odasındaki çalışmalarımla paralel olarak yürüttüm hep. İkisinin de ayrı ayrı önemli olduğuna inanıyorum. Bu arada Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi’nin yönetim kurulunda uzunca süre görev yaptım. Cumhuriyet Halk Partisi benden böyle bir görev isteyince, bu göreve gelirken etik olmayacağı için, Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesindeki görevimi bıraktım. Ama o arada, birçok düşünce kuruluşu vs bu gibi alanlarda çalışmam oldu. Özellikle Türkiye’nin  bir dönem en önemli belki de ilk diyebileceğiniz düşünce kuruluşu olan Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin ASAM’ın kuruluşundan başlayarak görev aldım. Genel kordinatörlük ve başkan vekilliği görevlerini yaptım. Bu uluslar arası ilişkiler boyutunda da önemli katkı sağladı. En çok önem verdiğim çalışmaların başında da meslek yaşamımda Bakü, Tiflis, Ceyhan gibi yani önemli bir uluslar arası projenin hem jeopolitik boyutuyla hem de gerçekten hayata geçirilmesi boyutunda nacizane, mütevazi katkılarım oldu. En azından bana çok şey öğretti. Hala Türk Mimarları Odası Birliğinde, ODTÜ mezunlar derneğinde yani çeşitli meslek kuruluşlarında, mezun olduğum okulla ilgili derneklerde faaliyet gösteriyorum. Çokta geniş bir enerji topluluğunun içinde bir iletişim ağımız var. Dolayısıyla hem onlar beni besliyor bilgi olarak, hem de ben onlara katkıda bulunuyorum. Yani genel olarak söylenmesi gereken şeyler bunlar herhalde.

Tuğçe Alkan: Petrol fiyatları son zamanlarda oldukça düşüş gösterdi. Bu bağlamda söylentiler tekrar artacağı yönünde. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Necdet Pamir: Tabi nedenlerine de bakmak lazım. Yani, nereden nereye geldi. Şimdi son dönemde baktığımız zaman Ocak 2014 ile Ocak 2015 arasındaki dönemi alalım isterseniz. 107 dolar gibi bir rakamdan, petrol fiyatları varil başına, brent petrol için konuşuyorum. Çünkü farklı petrollerin farklı fiyatları olabilir. Brent’in 107 dolardan 46-47 dolarlar seviyesine varil başına düşmesinin hem arz-talep dengeleriyle bir ilgisi var. Hem de jeopolitik faktörler var arkasında. Dolayısıyla petrol fiyatlarının bugünkü durumu neden böyle ve geleceğe yönelik tahminlerimiz ne derken, bunun bir temelinin olması lazım. Bugün şunu açık yüreklilikle söyleyelim; bırakınız önümüzdeki yılı, ya da 3-5 sene sonrasını 1 ay sonrasına yapılan tahminlerde bile, örneğin ABD’nin enerji bakanlığına bağlı Enerji Bilgi Enformasyon Sistemi, burada bile en etkili simatörleri kullanın, en iyi bilgisayarları kullanın ve 10’larca 100’lerce uzman 1 ay içinde yaptıkları tahminlerde bile 10 dolar 15 dolar civarında varil başına, tahminlerin saptığını görüyoruz. Yani bunu öngörülemez demek için söylemiyorum ama, klasik arz-talep dengeleriyle ve nümerik olarak modelleyebileceğiniz şeylerin dışında çok sayıda faktör var. Ama bunlara genel olarak bakmakta yarar var. Şimdi bir kere 107 dolardan 47 dolarlar seviyesine gerilemesinin evet arz-talep dengesi açısından bir nedeni var. Bakalım, doğrudur. Ekonomik kriz dünya ölçeğinde, Avrupa Birliğinde küçülme, Japonya’da öyle, Çin’in uzun süre %9-10’ları geçen ekonomik büyüme trendleri bir önceki yıla oranla şimdi %5’ler seviyesine 6’lar seviyesine düşmüş. Dolayısıyla bütün bunlara baktığınızda, doğrudur bir ekonomik sıkıntı var, kriz var ve bunun dayattığı talep daralması var. Hem enerji de genel olarak hem de petrol talebinde. Buna karşılıkta talep daralırken, arzda artış var. Arz’da artışın temel nedenlerinden bir tanesi, çoğu uzmanın da söylediği gibi ABD’de geçirgenliği az olan bir kaya türü, kil ağırlıklı bir kaya türü olan shale’den üretilen petrolün, şu an petrol konuştuğumuz için onu söylüyorum. Gazda da devrimsel dönüşümler oldu. Ve gazın ama temelinde shale denen kaya türünün, kayaç türünün olduğu formasyonlardan üretimin beklendiğinden de fazla artması. Teknolojinin katkısıyla. Ve eskiden olduğuna göre de çok daha ucuza üretilmesi. Geçtiğimiz yıllarda. Şimdi bu tabi arzı arttırdı. Talep düşerken arzın artması fiyatları doğal olarak aşağı çekti. Buna paralel olarak, örneğin Libya, şimdi düşünün 90 milyon varil günde petrolün üretilip tüketildiği bir dünya petrol piyasasından söz ediyoruz. 90 milyon varillik rakamı günlük unutmadan 1.6 milyon varili bunun Libya’dan geliyordu örneğin. Kaddafi’nin devrilmesinden önceki dönemki rakamlardı. O karışıklık ortamında bu 1.6 milyon varillik üretim önce bir dibe vurdu. Daha sonra toparlandı. Tekrar iç karışıklık sürdüğü için terminaller kapandı. Son dönemde bu eski seviyesine gelmese de 800 bin varil 850 bin varil seviyesine geldi. Bu da arz artışıdır. Artı Irak’ta da belli bir kıpırdanma oldu. Daha önceleri 3.5 milyon varil üretirken bu 2003’deki Irağa müdahale işgal sürecinde. Sonra hızla düşmüştü, sonra tekrar o seviyelere yaklaştı. Dolayısıyla talep düşerken birkaç kaynaktan arz arttı. Fiyatlarda aşağı düştü. Ama 1 yı içinde 107 dolarlardan %50’den fazla bir azalma ile fiyatların 47 dolarlar civarına düşmesi ve bunun da sürdürülmekte olması, sadece arz talep dengesizliğiyle ya da dengesi ile izah edilemez. Bunun için de jeopolitik faktör var. Bu benim düşüncem. Katılan olur, katılmayan olur. Bir kere özellikle, dünya petrol piyasalarındaki çok önemli faktörlerden biri olan, doğalgaz piyasasında da böyle Rusya. Rusya’nın özellikle gene Ukrayna’daki sürdürmekte olduğu politika ABD ve AB açısından kabul edilebilir görülmüyor. Ama Rusya’da Libya’da yediği, deyimi hoşgörün kazığın aynı şekilde Ukrayna ve kendi arka bahçesi olarak gördüğü coğrafyada devam ettirilmesine karşı çıkıyor ve burada beklendiğinden daha sert politikalarla sürdürüyor kendi çıkar kavgasını diyelim. Dolayısıyla şimdi ABD ve AB bir taraftan ambargo uyguluyor. Bunun ötesinde çok daha etkili olarak da petrol fiyatlarının düşmesi onları rahatsız ediyor. O zaman ister istemez bunun arkasında, komplo teorisi gibi gelebilir ama ABD ve birlikte hareket ettiği ülkeler var mı diye bakmakta yarar var. Ben böyle olduğunu düşünüyorum. Rusya’yı sadece Ukrayna’daki politikaları açısından değil Orta Doğu’da sürdürmekte olduğu Suriye’yi destekleyen politikaları açısından da cezalandırmak isteyen güçler var. Başta Sudi Arabistan. O Sudi Arabistan ki dünya da hemen hemen Rusya’yla ikisi eşit miktarda petrol üretirler. Bazen biri bazen öteki geçer. Ama Suudi Arabistan’ın bir farkı 3milyon varillik bir ek kapasitesi vardır. Bu da uluslar arası enerji ajansına göre en çok 30 gün içinde devreye alabildiği yani yeni bir yatırım yapmadan. Ve minimum 3 ay o seviyeyi tutturabildiği rakamdır. Veya da miktardır. Dolayısıyla 3milyon varil civarında günde piyasaya petrol arz edebiliyor. Bunu hem kendine rakip olduğu olarak gördüğü Rusya’yı cezalandırmak açısından ya da onu piyasadan biraz dışlamak açısından yapıyor ama bir de siyasi olarak orta doğudaki nüfusunu kısıtlayan kendi çıkarlarının dışında hareket eden Rusya’ya ABD ile birlikte bir ayar veriyor. Aynı ayarın İran’a da verildiğini düşünebiliriz. Yani, bir taşla çok kuş vurma politikası var bana göre. Burada İran bir taraftan nükleer faaliyetleri nedeni ile cezalandırılmak isteniyor. Bir taraftan Irak’ta giderek artan bir nüfusu var. Amerikan işgaline rağmen. Amerikan askerleri çekildikten sonra giderek bu etkisi artıyor. Bu etki Afganistan’da da var. Suriye politikası açısında da İran cezalandırılmak isteniyor, kısıtlandırılmak isteniyor. Dolayısıyla işin arkasında İran’a ceza verme dürtüsü olduğunu düşünebiliriz. Mesela Venezüella’ya bakın Amerika’nın burnunun dibinde diklenen, bugün çoğumuzun bilmediği, yani uğraşmayanların dikkatinden kaçan bir husus var. Venezuella dünya da en fazla petrol rezervinin üstünde oturuyor. Sudi Arabistan’dan daha fazla. Dolayısıyla bu üretimiyle petrol üretimi ile de kendi halkına daha fazla olanak sağlayabiliyor. Bu da ABD’yi rahatsız ediyor. Çünkü ona diklenen, onun emperyal politikalarına karşı duran farklı bir söylem var Venezüella’da. Onun için ona da ceza veriliyor güya. Buna bir de Irak’ı ekleyebilirsiniz. Ne alaka derseniz, uzun süredir işgal sonrasında herkesin üstüne gitmeye çalıştığı, batılı ülkelerin daha çok Irak’ın petrol rezervlerini ve üretimini kontrol etmek. Irak bugün 150 milyar varil petrol rezerv ile dünya petrol rezervlerinin %10’unu barındırıyor. Ama bir varil petrolün yer yüzüne çıkarmanın maliyeti 10 doların altında Irak’ta. İran keza öyle, Sudi Arabistan öyle. Yani orta doğu coğrafyası batılı güçler için dışa bağımlı olan petrolde özellikle ABD AB gibi ülkeler için son derece cazip. Sadece petrol rezervlerinin fazlalığı ile ilgili değil üretim maliyetlerinin düşüklüğü nedeniyle. Dolayısıyla Irak’a şöyle bir ayar veriliyor, uzun süredir şimdiki hükümet gelmeden önce maliki yönetiminde birçok şey söylenebilir maliki ile ilgili ama hidrokarbon kanunun batılıların istediği gibi çıkmasının önünde durdu. Yani bunun özetinin özeti şu, üretilen petrolün buradan elde edilen hakların daha fazla Irak halkı tarafından kullanılması daha azının batılı güçlerin eline geçmesi diye özetleyebileceğimiz bir politika savundular. Bu hoşuna gitmiyor tabi batılı ülkelerin. Şimdi bir taraftan İşid belası bir taraftan petrol fiyatlarının düşmesi ile Irak’a ve onlarla kapışma yönündeki bölgesel kürt yönetimine birlikte bir ayar çekiliyor.Bir taşla çok kuşu işte böylece izah edebiliriz. Şimdi niye böyle bir şey söylüyorum; sadece arz talep dengeleriyle izah edilse diyebilirsiniz ki, dünya küresel ölçekte bakıldığında bir ekonomik krizden bir toparlanma olduğu gün fiyatlarda yukarıya çıkacaktır. Ama bir başına bu değil. Şimdi bu kavga gürültü nereye kadar gidecek, kim nereye kadar direnecek. Rusya yeni pazarlar arıyor. Yeni müttefiklerle beraber. Doğal gazda da böyle. Biz doğal gaz konuşmuyoruz  şimdi ama Rusya dünyada bilinen doğal gaz rezervleri açısından da İran’la beraber en fazla rezerve sahip ülke. Ama bu politikayı, gaz politikasını en doğru uygulayan ülke petrol ürünleri fiyatlarına dayalı olan bir gaz fiyatı var. Rusya’nın gaz ihracında da elde ettiği gelir düşüyor. Petrol fiyatlarının düşmesi bu ülkeleri rahatsız ediyor.  Büyük petrol şirketlerini de nispeten rahatsız ediyor. Çünkü üretim maliyetleriyle birçok ülkenin bütçelerini denkleştirebilme noktasında  petrolü hangi fiyattan satacakları, buna yönelik ihtiyaç çok farklı yani 10 dolara üretebilirsiniz petrolü ama bütçeniz denkleştirmek için Sudi Arabistan’da Rusya’da 100 dolardan satmanız lazım. Dolayısıyla burada çok ciddi kriz var. Bu sadece Rusya’yı hırpalamıyor. Körfez ülkelerin bir kısmı da Sudi Arabistan  Amerikan politikasına destek verirken bazıları rahatsız oluyorlar ekonomik anlamda. Çünkü burada da sosyal patlamaların olması muhtemel. Arap baharı diye bize yutturulmaya çalışılan dışarıdan da körüklenen bazı Arabistan’da bahara ihtiyaç var da hani bir taraftan Sudi Arabistan’la oturuyorsunuz dünyaya ayar bir ayar vermeye çalışıyorsunuz. Amerika açısından söylüyorum. Orada demokrasi mi varda ötekilere Arap baharı dayatıyorsunuz. Yani Arap baharı sözcüğünü kullananların çokta samimi olmadığına vurgu yapmakta yarar var. Sonuçta hangi nokta da bu zarar gören güçler ve onlara dayatan güçler galip gelecek. O noktaya kadar petrol fiyatları düşük gidebilir. Ama çoğu uzmanında tahmin ettiği şey şu, önümüzdeki dönemde, hemen birkaç ay içinde olmayabilir ama herhalde bir 8-10 ay içinde bu petrol fiyatlarının yukarıya doğru seyrini gerektirecek jeopolitik gelişmeler olabilir ama bunu hiçbirimiz bugünden yarına kestiremeyiz. Dolayısıyla sadece bunları dikkate alıp senaryolarımızı yapıp Türkiye açısından da gerekli önlemleri alacaksınız. Yani en azından petrole doğal gaza bu aşırı bağımlılığınızı azaltacaksınız. Çünkü petrol fiyatı arttı sizin bir etkiniz yok. Düştü yine siz bir aktör değilisiniz. Dolar TL için bir aktör değilsiniz. Dolayısıyla bizim yapmamız gereken şey mümkün olduğu kadar bu kaynaklara bağımlılığımızı en aza indirgemek diye düşünüyorum.

Tuğçe Alkan: Bu dışa bağımlı bir ülke olduğumuz için, yerli kaynaklara oldukça önem veriyoruz. Bu konuda çalışmaları sürdürüyoruz. Petrol fiyatlarının düşüşü shale oil gazi yatırımını etkiliyor. Bunu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Necdet Pamir: Şimdi, kimi uzmanlarda şunu söylüyor, bunda bir gerçeklik payı var. Amerika’ya karşı Suudi Arabistan’ın ve OPEC’in birlikte bir hamlesi. Çünkü Shale Oil konvansiyonel olarak üretilen biraz önce bahsettiğim Sudi Arabistan, İran, Irak vs gibi orta doğu coğrafyasında 10 doların altında üretilen petrole oranla her ne kadar geçmişe göre daha ekonomik üretiliyor olsa bile hala pahalı üretiliyor. Pahalıdan kastımız şu; geçenlerde biz bir konvansiyonel olmayan kaynaklar üzerine Petrol mühendisleri odası düzenledi bu sempozyumu. Burada da dile getirildi Amerika’dan gelen uzmanlar dile getirdi. Amerika’da özellikle 40 doların üzerinde üretilen varil başına shale oil denen petrolün çoğunlukla %5’ler 10’lar seviyesinde olduğu çoğunun daha ucuza üretilebildiği yani 40 dolarlık seviyesi bile bu üretimin sürebileceği söylendi. Ama şunu da kabul etmek zorundayız ki shale oile yönelik sondajlar Amerika’da da azaldı. Dolayısıyla mutlaka etkiliyor ama bazı sahalarda bunun ekonomisi daha iyi, bazı sahalarda daha olumsuz. Olumsuz olan sahalarda bu üretim düştü. Böylece Amerika’daki üretimin bir miktar düşmesi beklenebilir. Ama ben hiçbir zaman için tarihsel sürece baktığımda, Suudi Arabistan’ın Suudi ailesinin kendi varlığı açısından  dikkate aldığınızda, Amerika’ya karşı bir politika izleyebileceğini düşünmüyorum. 1940’lı yıllarda Uss Queen gemisinde Roosveltle dönemin Suudi kralı İbni Suud’un  tutanaklara geçmeyen 5.5 saatlik bir görüşmesi vardır. O tarihten bu tarihe, bunun belgeleri vardır. Filmleri vardır, kitapları vardır. Arşivleri vardır. Gerekirse onların dökümanları elimin altında var. O tarihten bu tarihe. ABD ‘e hangi başkan geldiyse Suudi Arabistan’a hangi kral geldiyse bunlar hep birlikte petrol piyasalarını, petrolün orta doğudan batıya ve Amerika’ya kesintisiz akışını sağlamak yönünde ortak politika izlemişlerdir. Bunun karşılığında da Amerika Suudi hanedanının devamını garanti etmiştir. Dolayısıyla ben hiçbir biçimde mevcut politikaların Suudi Arabistan’ın petrol fiyatları ile ilgili uyguladığı politikanın Amerika’nın onayı olmadan çıkarlarının alehine olduğunu düşünmüyorum. Tek taşla çok kuş vurma hikayesinin bir de şu boyutuna dikkat edelim. Hala ABD bütün bu shale oil üretimine rağmen %40’a yakın dışa bağımlı petrolde. Dolayısıyla, 100 dolardan bir varil petrolü aldığını varsaysak. Yıllık 350 milyar dolar civarında bir ödeme yapması lazım. Bu 100 dolardan 50 dolara düştüğünde, 175 milyar dolara düşer. Dolayısıyla bir de böyle yararlanıyor. Avrupa birliği de rahatlıyor. Hatta Çin’de rahatlıyor. Dolayısıyla Çin’i daha nötr tutma ihtimali de olabiliyor. Burada bunun daha sessiz kalması bu politikada. Onun için bu faktörleri dikkate alarak geleceğe yönelik projeksiyon yapmamız lazım. Shale oil evet etkileniyor ama, kısmen bazı sahalarda etkileniyor, bazı sahalarda etkilenmiyor. Ben kısa bir süre sonra bu nedenle de değişebileceğini düşünüyorum. Çünkü shale oil üreten şirketlerin de kendi yönetimleri üzerinde baskısı olacak. Obama siyasette söylenir topal ördek konumunda, giderek Cumhuriyetçilerin artan bir nüfusu var. Bunların arkası da daha çok Petrol lobileridir. Petrol şirketleri ağırlıklı olarak cumhuriyetçilerle daha entegredir. Hani bunların dini imanı olmaz, kim iktidardaysa onla hareket ederler. Ama Obama daha sosyal politikalar izleyen ve petrol şirketleri üzerinden halkın daha geniş bir kesimine aktarımlar sağlayan bir politika izliyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde cumhuriyetçilerin ağırlığının da artacağını dikkate alırsak, ben ne shale oil üretenlerin mağdur olacağını ne de petrol lobisinin mağdur olacağını düşünmediğim için de bu petrol fiyatlarının bir süre sonra yukarı doğru seyredeceğini düşünüyorum.

Tuğçe Alkan: Shale Oil demişken, shale oil’in Türkiye için önemi nedir?

Necdet Pamir: Türkiye tükettiği enerjinin %33’nü yuvarlak hesap, %33.1, doğal gazla, %28.2’sini de petrolle karşılıyor. Ama bu iki kaynakta biz petrolde %93, doğal gazda ^%98 dışa bağımlıyız. Bununda son derece yüksek faturası var. Son yıllarda buna ithal kömürde eklendi ama, yani genelde şöyle söyleyeyim, 2013 yılı, bizim biraz enerji bakanlığının rakamları geriden gelir. En son verdikleri rakamlar 2013 TUİK’in rakamları da yine öyle. Baktığımız zaman biz 55.9 milyar dolar ham petrol, petrol ürünleri, doğal gaz, LPG ve ithal kömüre ödemişiz. İthal kömür bunun içinde 3 milyar dolar gibi, bunu düşün 53 milyar dolar civarında biz petrol ve doğal gaz ürünlerine vermişiz. Bunun kırılması lazım. Türkiye bunun topu topu %7’sini üretiyor. Dolayısıyla Türkiye’deki en önemli parametrelerin dışında enerji sektörüne ya da petrol sektörüne yönelik, petrol aramacılığının arttırılması lazım. Şimdi ama orada şöyle bir sıkıntımız var. Petrol aramalarının arttırılabilmesi için ki biz başlangıçtan yani 1930’lu yıllardan bugüne, yani 2000’i bulmayan sayıda arama amaçlı sondaj kuyusu açmışız. Sondaj yapmadan siz ülkenizin petrolde doğal gazdaki potansiyelini bilemezsiniz. Varsayımdan öteye gitmez. Hatta çok yoğun jeofizik çalışma da yapsanız, çok yoğun yer üstü yer altı jeofizikte yapsanız sondajla taçlandırmadan bunları, somut bir şey bilemezsiniz. Aşağıda bir kapan görürsünüz, petrolün ya da doğal gazın kapanlanmasına olanak sağlayan. Ancak sondajla somut olarak, fiziki olarak petrol var mı, gaz var mı bunu görürsünüz. Uzun süreli test yaparsınız, onun üretmeye değer ekonomiklikte, büyüklükte olup olmadığını görürsünüz. Şimdi shale daha da zor. Hele petrol fiyatlarının aşağı doğru düştüğü bir dönemde bu çalışmalar Türkiye’de özellikle sıkıntıya uğrayacaktır. Yani biz, 10 doların altında petrol fiyatlarından bahsediyoruz orta doğu coğrafyasında ama bu rakamlar Türkiye’de tabi çok daha yüksek çünkü çok daha küçük rezervuarlardan ve jeolojik yapısı çok zor koşullardan bahsediyoruz. Şimdi, shale oil gene konumuz daha çok petrol olduğu için shale oil’de kalıyorum ama shale gaz ve shale oil aramaları için bizim en önemli noktamız, daha evvel Türkiye Petrolleri başta olmak üzere, şirketlerimizin Türkiye’de yaptığı konvansiyonel amaçlı petrol doğal gaz aramalarıdır. Yani bu sondajlar sırasında siz bir şekilde böyle katmanları geçiyorsunuz. Shail gaz deseniz örneğin, 80 tane 100 tane kuyuda belki o sözünü ettiğim 2000’e yakın arama kuyusu onun dışında bir sürü tespit üretim kuyusunda geçerken shale gaz içeren shale katmanlarından geçmişsiniz ki ağırlıklı katmanlardan. Ama ekonomik olmadığı için bunun üretimi daha önce düşünülmemiş. Şimdi hem TPA’nın bir başına hem TP’nin Shell ve diğer şirketlerle beraber bazı çalışmaları var. Hatta bir iki sondaj da yapıldı. Ama bu çalışmaların çok ciddi sıkıntıları var. Hem, petrol fiyatları düştüğü için, hem de çok daha fazla sayıda sondaj yapmanız lazım. Artı çok miktarda su kullanmanız lazım. Bu çalışmaların çevresel riskleri de var. Bunu hem Amerikan enerji Bakanlığının raporlarından görüyorsunuz, AB raporlarından görüyorsunuz, Birleşmiş Milletlerin raporlarından görüyorsunuz. Bütün bunlarla ilgili, mevzuatın da gözden geçirilmesi lazım. Çünkü 2 3 tane olumsuz örnek oldu mu, aynı bu Soma’da Ermenek’de yaşanan facia deniyor ama bence  iş cinayetlerinin ardından, yarın öbür gün yeni bir maden ocağı işletmesini açarken, çok daha büyük bir tepkiyle karşılaşacağınız gibi haklı olarak. Şimdi burada da yanlış uygulamalar mevzuat yetersiz olduğu için, denetim yetersiz olduğu için shale gaz ya da shale oil aramalarına yönelik bir sıkıntı yaşanırsa, yenilerini de önleyecektir. Onun için şimdilik çok başlangıç saffasında. Tabi bazı şeyler görüldü. Dediğim nedenle. Daha önceki kuyular açılırken. Bir umut var ama kim bize bu aşamada kalkıpta şu kadar shale oil’den rezerv var, şu kadar shale gaz’dan rezerv var derse bunların hiçbirisi doğru değildir. Rezervlerden somut rakamlardan söz edilebilmesi için, çok sayıda sondaj yapılması lazım. Bu arada da geçen yıl çıkartılan Türkiye’deki adı Türk Petrol kanunu olan ama hani milli menfaatlerle bana göre hiçbir alakası olmayan tam da tersine alehimize olan bir kanun çıkarıldı. Burada, 6326 sayılı eski petrol kanununda Türkiye Petrolleri devlet adına arama, üretim, saha geliştirme yapma hakkı olan bir kuruluştu, şimdi bu hak elinden alındı. Dolayısıyla TPA’nın özelleştirilmesi gündemde. Bütün bunlarda öncü olan Türkiye Petrolleri yani milli şirket olmadığı zaman, sizin bulacağınız petrol, buradan sadece vergi alırsınız. Devlet hissesi alırsınız. Ama dışa bağımlılık konusunda da elinizdeki çok önemli bir bağımsızlığınızdan da yoksun kalırsınız. Bunun işte yok özelleştireceğiz, borsa da kote edeceğiz, daha güçlü olacak diye anlatmaya çalışıyorlar. Güçlü olmanın bir koşulu, bu şirketin milli vasfının devamıdır. İkincisi de dikey entegre yapıda faaliyet göstermesidir. Sırf arama üretim şirketi değil. Arama, üretim, taşıma, rafine, dağıtım, pazarlama bunların tümünde örgütte olmalıdır. 80 öncesinde olduğu gibi. Dolayısıyla iki temel husus var. Bunlar yapılırsa ancak söz konusu çalışmalarında Türkiye’ye bir katkısı olur. Neden dikey entegrasyon? Çünkü, aramacılık risklidir. En ileri teknoloji de uygulasanız, Türkiye koşullarında söylüyorum. Keşif şansınız %15-20’yi geçmez. Ama bunu sürdürebilmeniz lazım. Karadeniz’de bir kuyu açıyorsunuz 250 300 milyon dolar. Bunun için çok ciddi bir sermaye birikimi ve teknolojik bir alt yapı lazım. Şimdi bunlar olmadan çalışmalar yürümez.

Tuğçe Alkan: Biz de yeterli mi sizce?

Necdet Pamir: Hayır hiç değil. Ne paranız var yeterli ne de teknik donanımınız var. Bunu yapabilmek için, siz eskiden TÜPRAŞ Türkiye Petrollerinindi. TÜPRAŞ’da siz ürün üretiyorsunuz. Katma değeri yüksek ürünlere dönüştürüyorsunuz. Buradan satış yapıyorsunuz. O satıştan elde ettiğiniz karın önemli bir bölümünü getirip riskli arama yatırımlarına ayırmalısınız. Yani, Dünya da tekelleşmenin ilk olduğu alan petrol sektörüdür. BP’ye bakın, Shell’e bakın ama gelin Ruslara bakalım. Hepsi dikey entegredir.  Statüel’e bakın Norveç devlet ağırlıklı şirkettir. Hepsi dikey bütünleşiktir. Türkiye Petrollerine bakın, arama üretim şirketidir. Kopmuş BOTAŞ eskiden TPA’nın altındaydı. Yani boru hatları. TÜPRAŞ rafineriler TPA’nın altındaydı. Özelleştirme furyasıyla bunların hepsi kopartıldı ana yapıdan. Dolayısıyla bir o tarafa bir bu tarafa giden yatırım için eli kolu bağlı, yakında da batan geminin malları şeklinde elden çıkartılacak bir TPA var. En önemli risklerin başında da özellikle Karadeniz ve bütün denizlerdeki Ruhsatlar TPA’nın elinde. Devlet adına. Şimdi bunların süresi de doluyor. Bir de özelleştirdiğiniz zaman, Türkiye adına yapabileceğimiz işlerde de kısıtlanıyoruz. Niye? Çünkü daha evvel TPA’nın olduğu için bu ruhsatlar, Shell veya BP geliyordu TPA’ya ruhsat senin elinde paylaşalım. Ben de bunun karşılığında sana 2 tane kuyu deleceğim. Eğer bulursak paylaşırız. Bulamazsak, ben çeker giderim ama para benim elimden çıkar. Kabaca söylüyorum. Şimdi TPA’nın olmayınca bu ruhsatlar, bu avantajdan da yoksun kalacaksınız. Dolayısıyla dediğim gibi, o şirketler bu petrolü bulsa bile bu sizin değil vergi alırsınız, devlet hakkı alırsınız. Onunla yetinirsiniz. Onun için böyle de bir sıkıntımız var.

Tuğçe Alkan: Petrol fiyatlarının geleceği için, sizin ön görünüz nedir? Şu anki enerji politikasına göre değerlendirirsek?

Necdet Pamir: Ben tekrar yukarı doğru seyredeceğine başta anlattığım nedenlerle inanıyorum. Çünkü üretim maliyetleri hala bu 40 dolarların çok altında. Özellikle, orta doğu coğrafyasında ve birçok yerde. Kuzey denizi daha pahalıdır, Kazakistan gibi yerlerde pahalıdır nispeten ama 40 dolar, sadece o bazda bakarsanız şirketlerinde, milli şirketlerinde kar etmesi için yeterlidir. Ama dediğim gibi kaynaklarını çeşitlendiremeyen yani ekonominin alt yapısı olarak, üretim yapmayan, tamamen petrole, doğal gaza dayalı ekonomiler olduğu için büyük çoğunluğu bunların. Bir taraftan da fiyatları sübvanse etmek durumunda kaldıkları için, kendi halklarını kendilerine bağlı tutabilmek açısından çok ciddi sübvansiyon yapılıyor. Yani, 300 milyar dolar civarında yıllık, petrol ve doğal gaz üreten ülkelerin fiyatlandırmada yaptığı sübvansiyonlar var. Yönettikleri insanları ellerinin altında tutabilmek için. Dolayısıyla bunun yarattığı bir baskı var. Bir şekilde, dediğim gibi hem de şirketlerin mutlaka yukarı doğru baskısı olacak. Obama vs o analizleri yapmaya çalıştım sadece değinerek. Bir taraftan da Rusya’nın, Venezüella’nın, İran’ın etkilenen ülkelerin belli politikaları gelişecek. Onun için neresinden bakarsanız bakın bu fiyatların maalesef, maalesef diyorum %93’ünü ithal ediyoruz petrolün, %98’ini doğal gazın. Bizim gibi ülkeler için maalesef kendi kaynaklarımız da yeteri kadar kullanılmadığı için, politikalarda söylemi başka, eylemi başka olduğu için Türkiye’de maalesef bu bağımlılık bizi sıkıntıya sokmaya devam ederek gidecek. Ama rakam vermekte, şu ay şöyle olur demekte zorlanırım. Dediğim nedenlerle. Bu pek mümkün, kolay değil.

Tuğçe Alkan: Şu anki enerji politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Size göre gelişmeler, eksiklikler nelerdir?

Necdet Pamir: Şöyle söyleyeyim, en temelinde enerji konusu bana göre enerji güvenliği, ülkelerin ulusal güvenliği ile dış politikası da dahil ekonomik güvenliği ile birebir ilintilidir. Şimdi düşün ki bir ülke, biraz önce petrol doğal gazdaki bağımlılığımızdan söz ettim. Ama aynı zamanda birincil enerji üretiminde %73.5 oranına gelen bir bağımlılığımız var. Onun da yarattığı faturayı söyledim. En azından 56 milyar dolar bir önceki sene 60.14 milyar dolardı. Bu bizim toplam ithalatımızın 4’de 1’imizi geçiyor. Şimdi 2012’de 60 milyar dolardı, 56’ya düştü bu bir başarı değil. Ne oldu ekonomik kriz nedeni ile talep düştü. Yani hükümetin başarısı değil bu. Bir de petrol fiyatları düştü. O da yine bizimle ilgili bir şey değil. Uluslararası bir olay. Bu sürdürülebilir değil. AKP iktidara geldiği zaman 2002 yılında biz %67 dışa bağımlıyız. Şimdi %73.5 dışa bağımlıyız. Ve yükselen bir trend izliyor. 2002 yılında 9.2 milyar dolar bizim enerji ithalat faturamız. 60 milyar dolara gelmiş şimdi. Burada çok ciddi bir sıkıntımız var. Ama sizin kaynaklarınız var mı? Evet var. Yani iddia ediyorlar ya, Türkiye’nin yeterli kaynağı yoktur diye. Türkiye’nin son derece zengin, özellikle yerli yenilenebilir kaynakları var. Büyük bir çoğunluğu yenilenebilir olan. Bunları elektrik açısından bakalım, bir sıralayalım. Şimdi Türkiye geçen sene yaklaşık 255 milyar kw saat elektrik tükettik biz. Şimdi 255 rakamını şuraya koyalım, o milyar kw saat kenarda dursun. Şu ana kadar Türkiye’nin henüz devreye almadığı elektrik üretimi potansiyeli olan kaynaklarını sıralayalım. Yaklaşık 100-110 milyar kw saat ya da 100-110 milyar civarında hidroelektrik var. Bir o kadar linyit var. 120 milyar kw saat rüzgar var. 380 çatı uygulamalarıyla da 400 milyar kw saat güneş var. 85 biyoyakıt var, 16 jeotermal var. Enerji verimliliği dikkate alınırsa sadece binalarda yapılacak iyileştirmeler ve sanayi kuruluşlarında yapılacak iyileştirmelerle 58 milyar kw saatlik bir potansiyel var. Nedir bu? 58 milyar kw saat daha az elektrik harcayıp. Eğer doğru tedbirleri alıyorsanız enerji verimliliği açısından. Siz aynı gayri safi hasılayı yaratabilirsiniz ekonomik olarak. Yani, enerji tasarrufu başka bir şeydir, enerjiyi verimli kullanmak başka bir şeydir. Yaşam kalitenizden ödün vermeden aynı hizmeti alarak, aynı kalitede ama çok daha akıllıca harcayabilirsiniz. Bir de mevcut santrallerin rehabilitasyonuyla 19 milyar kw saat. Alt alta dizin, tükettiğimiz 250-255’e karşılık devreye almadığımız, alamadığımız 830 var. Birileri de çıkıp diyor ki, Türkiye’de enerji kaynağı yok. Yeni kömür bulmadınız, yeni doğal gaz bulmadınız, yeni petrol bulmadınız. Bu koşullarda bile 830 var nasıl yokmuş? Şu düğmeye basıp bugün yarın güneşin 430’unu kullanamazsınız, kademeli devreye girecek. Artı, yerli imalatı, yani panellerde, tribünlerde vs  rüzgar türbinidir, hidroelektrik santrallerde kullandığınız. Burada yerli imalatı kademeli olarak kullandırtıp, %100’e çıkardığınız takdirde gerçekten dışa bağımlılığı olmayan bir ülke olacaksınız. Hem de bu istihdam yaratacak. Ama Türkiye’de bu yapılmıyor. Söylem var. Eylem zıttına. Somutlayayım. Şimdi biraz önce, %67’den 73.5’a çıkan bağımlılığımızı aynı zamanda 9.2 milyar dolardan 60 milyar dolara gelen enerji ithalat faturamızı söyledim. Şuna bakalım,  bizim doğal gaz elektrik üretiminde de çok ağır kullanılıyor. Bu da yanlış politikanın sonucu. Mesela, geçen senenin Ekim, Kasım, Aralık aylarında suda da kuraklık vs denerek, barajlardaki doluluk oranındaki düşmeye de paralel olarak doğal gazın elektrik üretimindeki payı, %48’lere vardı. Neredeyse elektriğin yarısını bundan üretiyorsunuz. Herhangi bir kısıntı olduğunda, doğru dürüst bir doğal gaz deponuz da yok, sadece konuşuyorsunuz. 2.66 milyar metreküplük bir kapasite var. Geçen sene tüketmişiz 2014’de biz 48 milyar metreküp. %5’i değil. Ukrayna’nın doğal gaz depo kapasitesi tüketimine oranla %49, bizimki %5. Yani 10’da 1’i. Tuz gölünü de 10 küsur senedir ihale ediyorsunuz. 2 kere yolsuzluk nedenleriyle bir sürü adamda BOTAŞ’dan ondan bundan içeride. Siz onu yüzünüze gözünüze bulaştırmışsınız. 3. Kez ihale edildi. 1 milyar metreküp ekleseniz tuz gölünden, o tarihe geldiğinizde yine Türkiye’nin %5’i kadar olacak. Çünkü, gaz talebi artıyor. Şimdi bakıyorsunuz EPDK’nın verdiği lisansları takip edin. Bir taraftan diyorlar ki, biz doğal gaza, ithal kaynaklara bağımlılığımızı azaltacağız. Elektrikte %50’lere yaklaşan bu payı %30’un altına çekeceğiz 2023’e kadar. Güzel söylem de, bakıyorsunuz verilen lisanslara, Türkiye’nin bugün elektrikte ki kurulu gücünün 21 bin mw’lık kısmı doğal gaz santralleri. Yaklaşık 25 bin mw’lık neredeyse yeni doğal gaz lisansı vermiş EPDK. Bunların bir kısmı inşaatına başlamış. Bu arada da bir de ithal kömür belamız var. Gene çok yüksek oranlarda verilmiş. Mevcut kurulu gücümüzün %80’i 90’ı kadar doğal gaz yeni ve ithal kömür santraline lisans vermişsiniz ondan sonra da diyorsunuz ki sipakülatörler, çantacılar türedi. O lisansları veren sizsiniz. Şimdi elektrik piyasası kanunu değiştiriliyor. Burada yaptıkları değişikliğin temeli, kayıp kaçağı, yasa dışı zaten yaptıkları. Ödeyen insanlardan bağırttıra bağırttıra deyim yerindeyse alabilmek için düzenleme yapıyorlar. Onu yapacağına, ithal kaynaklara bağlı doğal gaz santrallerine kısıt getir. Santrallerin tipi ile ilgili kısıt getir. Örneğin, nedir o; mesela kojen, trijen olmayan uygulamaları hayır diyeceksin. Nedir kojen, trijen? Yani etinden sütünden faydalanmak gibi. Doğal gaz sadece elektrik üretiminde değil, aynı zamanda ısıtmada da, soğutmada da kullanılacak. Yakınlarda herhangi bir, büyük bir yerleşim birimi varsa, buraya vermekle zorunlusun. Verirsen, ödüllendiririm, vermezsen cezalandırırım. Bunları getir. Ama bunun yerine sadece söylem var. Ama söylemle, eylem taban tabana zıt. Bakın EPDK’nın verdiği lisanslara, aynen böyle gidiyor. Özelleştirmeler, %60’ı kamunundu 2002’de, şimdi %30’un altına düştü kamunun payı. Neydi amaç, kayıp-kaçağı azaltacağız. Öyle olmadığı görüldüğü gibi, artı ne yapacağız, enerji fiyatları düşecek. Enerji fiyatlarında %109 konutlarda elektrik fiyatlarında artış olmuş. Doğal gaz konut fiyatlarında da %355 bu iktidar döneminde artış olmuş.

Tuğçe Alkan: 2008’den beri aynı fiyatta kullanıldığı söyleniyor.

Necdet Pamir: Ben size, baştan 2002’den 2014’e kadar olan rakamı söylüyorum. Makine mühendisleri Odasının çalışması. Elektrik Mühendisleri Odası’nın çalışması. Bakın o günkü tarifeye, bakın bugünkü tarifeye, rakamlar somut. Dolayısıyla söylem ile eylem taban tabana zıt. Olması gereken şey, yerli kaynaklara dayalı bir enerji politikasının ağırlıklı olarak geçilmesi ve bunun hem yasal zeminin, hem teşviklerle ilgili bölümünün karşılanması. Söylem başka eylem başka. Bir de şimdi nükleer belası. Kendi içinde bu sorunlarını çözememiş nükleerin özellikle nihayi atık noktasında, Türkiye’ye dayatılması ve hem Rusya’ya bağımlılığımızın artması açıkçası, hem de genelde enerjideki bağımlılığımızın artması ve Türkiye’ye bir nükleer bela. Burada bir de şunun altının çizilmesi lazım; Dış politika ile çok iç içedir enerji politikaları. Yani enerji politikanızı belirlerken siz dış politikaya, ekonomik politikaya, güvenlik politikanıza, çevre politikanıza, yani bir derenin üzerine 20 tane regülatör dizerek hidroelektrik kaynak kullanılmaz. Taşeronlaşarak rödövansla iş bilmeyen, düne kadar patates, domates üreten adamlara maden ocaklarını verirseniz kar edecek diye, Ermenek’te olur, yeni Soma’lar da olur. Ama maden kanunu da yine değiştiriyorlar. Değiştirirken kamunun rödövans yapmasının önü kesilmiyor. Sadece özel sektöre öyle bir uygulama getiriliyor.  Yani nereden baksanız, söylem ile eylem taban tabana zıt, çevre ile ilgili bir iki şey söyleme ihtiyacı hissettiğim için tarafa çektim. Ama asıl dış politikaya dokunarak bu kısmı tamamlayalım. O da şudur; Türkiye’nin bağımlılığının bir de şöyle bir riski var, siz doğal gazın da tamamını neredeyse dışarıdan aldığınız doğal gazın, %58’ini Rusya’dan alıyorsunuz. %19’unu İran’dan, toplayın %77. Yani bu kadar ağırlıklı olarak iki ülkeye bağımlısınız. Petrole bakın %66 oranında İran, Irak ve Rusya var. Niye bunlara vurgu yapıyorum? Şunun için; siz ülkenize patriot füzelerini diktiniz mi? Diktiniz. Siz ülkenize füze kalkanını koydunuz mu? Koydunuz. Suriye’ye karşı saldırgan bir politika izliyor musunuz? Evet. Irak’ın iç işlerine karışıyor musunuz? Evet. Irak hükümeti sizi uluslararası tahakkime verdi mi? Türkiye Petrollerinin 10 yılda 20 yılda kazanabildiği, sınırlı ihalelerden birini 9.blogta iptal etti mi? Etti. Şimdi Rusya, mesela Putin Türkiye’ye geldiğinde bir taraftan ticari işler fena gitmiyor çünkü, çokta şeffaf olmayan ilişkiler var iki ülkede de. İki lider var. O arada da hukukun üstünlüğünden söz etmenin mümkün olmadığı iki ülkeden söz ediyoruz. Türkiye giderek Rusya’yı geçme eğiliminde. Hukuksuzluklarda. Şimdi bu koşullarda siz bakıyorsunuz, Putin buraya geldiği zaman şu mesajı da veriyor, Chaov’dan alıntı yaparak, eğer bir piyeste, ilk sahnede duvara asılı bir tüfek varsa, o 3. Sahnede patlar. Bu ne demek? Siz patriotları ne için diktiniz? Bunu ne için kullanacaksınız? İran bas bas bağırıyor, Suriye’ye karşı politikanızı yerden yere çalıyor. Aynı şekilde Rus genelkurmayı sizi tehdit üstüne tehditle karşı karşıya bırakıyor. Bunun bir sürü de somut örneği var. Benim çalışmalarımda da var gösterebilirim.  Dolayısıyla, %66 petrolde, %77 doğal gazda bağımlı olduğunuz ülkelerde her anlamda çatışma içerisindesiniz. En son örnek, Barbaros Hayrettin Paşa Sismik Gemisi’ni Kıbrıs açıklarına yolladınız. 2 gün sonra, sizinle çıkarları çatışan 2, bir ülke, bir topluluk, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bir yönetim. Ve İsrail, askeri bir tatbikat yaptı size karşı. Ama yanında 3. Bir ülke vardı. Kimdi o? Rusya. Ne alaka? Demek ki doğu akdenizdeki çıkarları açısından politikalarınızdan rahatsız oluyor. Başka bir tarafla birlikte hareket ediyor. Suriye’de Tartus Üssü var. Onların hep söyledikleri, sıcak denizlere açılma politikasının en önemli üssü. Bunu mu terk edecek?  Esad’a sahip çıkıyor. Siz de Esad’ı devirmekten başka bir şey düşünmeyen, Müslüman kardeşler odaklı bir politika izliyorsunuz. Yani enerji de bu kadar gırtlağınıza kadar bağımlısınız, bunu bir de nükleer ile pekiştiriyorsunuz. Artı mavi akımın da pota seviyesini, 3 milyar metreküp arttırıyorsunuz. Bir de şimdi Güney Akımı, yok Türk akımı falan filan gibi, bir takım komik yaklaşımlarla eğer olsa, daha da bağımlı hale geliyorsunuz. Ama, izlediğiniz politikalar taban tabana zıt. Bir de böyle riski var. Onun için, izlenen politikaların olumlu kısımlarını söylemeyi çok isterim ama, maalesef tamamen ticarete odaklı yandaş şirketleri palazlandırmaya odaklı. Ama bu arada Türkiye’nin ulusal çıkarlarına ve kamu yararına zarar vermek çok yanlış bir enerji politikası izleniyor maalesef.

Tuğçe Alkan: Bahsetmek istediğiniz başka bir şey var mı Necdet Bey?

Necdet Pamir: Var. Şu; bardağın dolu tarafında sürekli olumsuzluk yayıyor gibi oluyoruz ama, bardağın dolu tarafında söylediğim gibi hem Türkiye’nin çok zengin kaynakları var. Rüzgar, güneş, jeotermal, biyoyakıt, doğru stratejilerle hidro, doğru stratejilerle linyit ve bu arada da çok ciddi Türkiye’nin insan gücü var. Ama nepotizmle, adam kayırmacılıkla bütün kurumlar son derece işlevsiz ve zayıf hale getirildi. Bunların tamamen değiştirilmesi mümkün, sosyal politikalarla da desteklenebilir bunlar. Dolayısıyla da işte mesela Yunanistan’da yaşanan son seçim zaferi diyelim. Aslında örnek olabilmeli. Halkın ihtiyaçlarına cevap verebilecek politikalarla hem iktidara gelmek, hem de bunları hayata geçirmek mümkün. Yani Türkiye’nin bardağın dolu tarafında biraz daha fazla malzemesi var öyle söyleyeyim.

In this article

Join the Conversation